Yeni Kayıt / Şifremi Unuttum

Kullanıcı Adı :     Parola :
  


» Selçuk Yıldız - Beni Türk Hekimlerine Emanet ediniz

 
                    BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ
 
Her nasılsa sabah televizyon karşısındayım. Ekranda, çalışan bir kalp maketi görünürken bir anons yapılıyor: “Kalp sağlığını korumanız için mutlaka bilmeniz gerekenler,  az sonra uzmanlarımızla stüdyomuzda”. Kolesterol, trigliserid gibi kelimelere son yıllarda doktor zoruyla aşina olduğum için, çağrı  ilgimi çekiyor.

Program başlıyor. Adı: “Doktorum”. Hekim önlüğü giymiş bir hanım, stüdyodaki konuklarını tanıtıyor. İki konuktan biri kır saçlı, onu hocaların hocası, kalp sağlığı denince akla ilk gelen isim olarak tanıtıyor. İkinci uzman biraz daha çekinik, belli ki diğeri kadar ekran tecrübesi yok.  Bir de yine hekimlerin giydiği cinsten mavi önlüklü bir başka bey daha var. Sonradan onun da hekim ve program sunucusu olduğunu anlıyoruz.

Sunucu hanım, -benim başladığını sandığım- az sonra başlayacak programda neleri göreceğimizi ve öğreneceğimizi müjdeliyor ve sevgi dolu bakışlarla onlardan ayrılmamamızı sıkı sıkı tembihliyor. Az sonra, kırmızı ve yeşil sebzelerden hangilerini yeyip yemeyeceğimizi, nasıl beslenmemiz gerektiğini, yumurtanın kalp için sağlıklı olup olmadığını ve tıkanmış bir damara nasıl stent takıldığını öğreneceğimizi söylüyor. Tam da son bölümde “yanlış mı duydum ?“ diye kendime sorarken, canlı yayında, naklen bir stent takma operasyonu izleyeceğimizi ekliyor.  ” Türk televizyonlarında bir ilk… Az sonra hastaneye bağlanacağız ve canlı yayında altmış yedi yaşındaki Ahmet Amca’ya stent takılmasını an be an izleyeceğiz. Sorularımız olursa da bilmem kaç numaraya sms atarak sorabileceğiz, uzmanlar anında yanıtlayacak. Ama önce Ahmet Amca’yı  tanımamız lazım.”

Andy Warhol “Gelecekte herkes on beş dakikalığına ünlü olacak” demiş ya, o anda Ahmet Amca’nın on beş dakikası başlıyor. İlk defa on altı yıl önce elli bir yaşındayken kalp krizi geçirmiş. İkinci kalp krizi bir kaç yıl sonra. Bir kez by pas geçirmiş, bir kez de tıkanan damar balon marifetiyle açılmış. Derken “hastaneye bağlanıyoruz, Sevgili Rana, Ahmet Amcamızın yanında”. Gerçekten de hastane koridorunda tekerlekli sandalyede şirin bir Ahmet Amca ve yanında  ameliyat önlüğü ve radyasyondan koruyucu yelek ve elinde mikrofonla donanmış Sevgili Rana var.

 Stüdyodaki sunucu konuşuyor:” Rana,  Ahmet Amca neler hissediyor?”. Rana Hanım, Ahmet Amca’ya nasıl olduğunu soruyor ve iyi olduğu cevabını alıyor. Heyecanlı olup olmadığını soruyor, Ahmet Amca alabildiğine mülayim, olmadığını söylüyor. Rana Hanım –ne de olsa televizyoncu- biraz ekşın yaratma ihtiyacı duyuyor: “ Ahmet Amca şu anda milyonlar seni izliyor, biraz sonra da sana stent takılırken bütün Türkiye heyecanla seni izleyecek neler hissediyorsun?”. Ahmet Amca  suratında ilk kareden itibaren değişmeyen ifade ile, daha doğrusu ifadesizlikle, uzak bir noktaya bakar gibi “Allah razı olsun” diyor. Aranan heyecan bulunamayınca stüdyodan müdahale geliyor. Mavi gömlekli sunucu/hekim “Rana’cığım gördüğümüz kadarı ile şu anda sen Ahmet Amca’dan daha heyecanlısın” diyor. Rana Hanım da “evet ben çok heyecanlıyım ama bence Ahmet Amca da heyecanlı;  benimki çeneme vuruyor onun ki de heyecan suskunluğu” diyor. Neyse ki aranan heyecan en azından Rana Hanım’da yakalanıyor. Yetmiş milyon ekranları başında rahatlıyor.

Stüdyodaki konuklardan daha az medyatik olan hekim Ahmet Amca’nın soğukluğuna/soğukkanlılığına açıklık getiriyor: ”Ahmet Amcaya dün arkadaşlarımız tüm operasyonu ve yaşanacakları detayları ile anlattılar. Bu nedenle heyecanlı değil”. O sırada Rana Hanım riskli bir soru soruyor: “Ahmet Amca stent nedir biliyor musun?”. Ahmet Amca “hayır” diyerek net ve kısa  cevaplıyor. Bu sefer stüdyodakiler Ahmet Amca’nın verilen sakinleştiricinin etkisinde olduğunu söylüyorlar. “Biri bunu Rana Hanım’a da söylese” diye içimden geçiriyorum.

Ahmet Amca’yı operasyonun yapılacağı odaya uğurluyoruz. Aslında bu kısa bir ayrılık. Reklamlardan sonra kendisiyle tekrar buluşacağız. Verilen aralarda sık sık canlı yayında bir ilk yaşanacağı ve stent takılacağı duyuruluyor. Reklam sonrası stüdyodaki sunucu,  Ahmet Amca ile tekrar buluşmadan önce bir beslenme uzmanını davet ediyor. Şirin bir hanım, gelip iki uzman arasında oturuyor. Kalbe yararlı besinler konusunda konuşmaya başlıyor. Önündeki sehpanın üstü kırmızı ve yeşil meyve, sebzelerle donatılmış. Kış meyvelerinden narı eline alıp ne kadar yararlı bir besin olduğunu anlatırken, ak saçlı hocaların hocası birden araya giriyor. “Narı soymak, yemek her zaman kolay olmayabilir, vakit alabilir, bu nedenle biz nar çekirdeği yağı ürettik ve şişeledik –elinde usta bir satıcı edasıyla narin bir mücevher gibi tuttuğu şişeyi kameraya doğrultuyor- sizlerin kullanımına sunduk”. “Ayrıca bir de üzüm çekirdeği yağı var –ikinci bir şişeyi kameraya tutuyor- marketlerde bulup, güvenle tüketebilirsiniz”. Beslenme uzmanı hafif bozuluyor ama belli ki hanımefendi, bir şey demiyor. Onun, bu şişeleri satışa sunan ve “biz” diye söz edilen ekipten olmadığını anlıyoruz.

Şimdi de operasyon odasındayız. Oradaki hekim Rana Hanım’a ve yetmiş milyona stenti nasıl takacağını anlatıyor. Rana Hanım bilmem kaçıncı kez Ahmet Amca’ya heyecanlı olup olmadığını soruyor, Ahmet Amca bilmem kaçıncı kez “hayır” diye yanıtlıyor. Ve Rana Hanım aslında onun heyecanlı olduğunu fakat söyleyemediğini biz salak seyircilerle bir kez daha paylaşıyor.

Hekim belli ki işinin ehli, parmaklarını Ahmet Amca’nın kasıklarında bastırarak dolaştırıyor. Bu sırada stüdyonun uyarısı ile Rana Hanım, hekime, eylem anında ne yaptığını yetmiş milyona anlatması gerektiğini  hatırlatıyor. Hekim gireceği damarı bulmaya çalıştığını söylüyor. Muhtemelen son derece normal  ama, damarı arama bulma çalışmaları on-on beş saniyeyi geçince bir tedirginlik hissediyorum. Stüdyodaki sunucu hekim, havadaki gerginliği fark edip, “tabi her gün yapılan bir iş olsa da yetmiş milyonun önünde bu operasyonu yapmak kolay değil, büyük cesaret ister” diyor. Neyse ki damar bulunuyor.  Hekim bir kesik atıyor ve ince bir tüp sokuyor o kesiğe. Tüpün ucundan ciddi şekilde kan akıyor. Allahtan hekim akıllı, “bu kanın gelmesi normal, hatta gerekli” diyor. Gerekçesini  açıklarken ben daha fazla dayanmayıp, reytingleri patlatacak olsa da Ahmet Amca’nın başına bir şey gelmemesini ve sağ salim operasyonu atlatmasını dileyerek yetmiş milyondan ayrılıp, kanal değiştiriyorum.

1980 yapımı bir film vardı:. “La mort en direct” (naklen ölüm). Yönetmeni Bertrand  Tavernier idi ve Romy Schneider ile Harvey Keitel oynuyorlardı. Kanser olan ve fazla zamanı kalmayan bir kadına, tesadüfen tanıştığını sandığı,  gözlerine kamera yerleştirilmiş birisi refakat ediyordu. Kadın olanlardan habersiz, adamın, kendisinin son anlarında dostça yanında bulunduğunu düşünüyordu. Oysa adamın gözlerindeki kameralardan kadının yaşadıkları, ölümle ve yaşamla hesaplaşması, bir televizyon kanalında naklen yayınlanıyordu. Dahası, aslında kadın kanser hastası değilken, kendisine sözüm ona tedavi için verilen ilaçlarla gün be gün ölüme yaklaştırılıyordu. Tabi o zamanlar böyle şeyler bizden çok uzaktı. Daha “reyting” diye bir kelime ile tanışmamıştık. Henüz tek televizyon kanalı  vardı ve siyah beyazdı. Dolayısıyla etkilenerek izlesem de, sinemadan çıktıktan sonra “gündelik yaşama” kolayca geri dönmüştüm. 

Geçen sabah ise “gündelik bir televizyon programı” beni yıllar önce izlediğim filme geri götürdü.

Sorunum marketing gurusu gibi davranan hekimlerden çok medya ile:  Yani ben de kendimi rahatlıkla Türk hekimlerine emanet ederim... Ama canlı yayında olmasın mümkünse.

Selçuk Yıldız

 


    Bu içerik 3575 defa görüntülendi.     /         Geri Dön

    Ana Sayfa
    Kurumsal
    Haberler / Duyurular
    Etkinlikler
    Nakkaştepe Projesi
    İstanbul Şubesi Lokali
    Üyelik
    Kan Bankası
    Yayınlar
    Ürünler
    Galeri
    Kariyer
    Linkler
    İletişim

-----------------------------------------
 
 
Müfit Erkarakaş

Sevgili Mülkiyeliler
-----------------------------------------

-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
Gülseren Karaçizmeli

"ADAY VAR, ADAY VAR"
-----------------------------------------
 
 
Selçuk Yıldız

Elde var...
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------
 
 
Mehmet Uysal

Akılbilim
-----------------------------------------
 
 
Akın Evren

Buluşma Yeri
-----------------------------------------
 
 
-----------------------------------------


Ana Sayfa İletişim Üye Listesi